İçeriğe geç
Deneme

Eşyaların Hafızası

· 1 dk okuma

Taşınırken insan, sahip olduğu her şeyi tek tek elinden geçirmek zorunda kalır. İşte o zaman fark eder: Eşyalar yalnızca eşya değildir. Bir çekmecenin dibinden çıkan paslı bir anahtar, artık var olmayan bir evin kapısını açar zihnimizde. Hangi evdi, kimin eviydi, o kapıdan girdiğimizde masada ne vardı?

Annemin dikiş kutusunu hâlâ saklıyorum. İçindeki makaraların çoğunu hiç kullanmadım, kullanacağımı da sanmıyorum. Ama kapağını açtığımda bir koku yükseliyor; naftalin, kumaş ve biraz da çocukluk. O koku bana, bayram öncesi gece yarısına kadar söküp diktiği elbiseleri, iğneyi ağzına alıp konuşmaya çalışırken söylediği yarım cümleleri hatırlatıyor.

Modern hayat bize sürekli yenilemeyi öğütlüyor. Eskiyeni at, yenisini al. Sade yaşa, az eşyayla mutlu ol. Bu öğütlerde haklılık payı var elbette; ama bir şeyi atlıyorlar. Bazı eşyalar işlevleri için değil, taşıdıkları zaman için saklanır. Onları atmak, bir hatıranın son tanığını susturmak gibidir.


Belki de her evde bir “hafıza çekmecesi” olmalı. İçinde kırık bir saat, eski bir kartpostal, bir düğme, bir bilet koçanı. Kimsenin işine yaramayan, ama açıldığında bir hayatın küçük bir parçasını geri getiren şeyler.

Eşyalar konuşmaz derler. Bence konuşurlar; yalnızca onları dinlemeye vakit ayıran birini beklerler.