Son Vapur
· 1 dk okuma
İskelenin saati on bire on vardı. Rüzgâr denizden tuz ve mazot kokusu getiriyordu. Kemal, elindeki bileti avucunda buruşturmuş, turnikelerin önünde durmuş, karar vermeye çalışıyordu. Karşıya geçerse annesinin evine gidecekti; on iki yıldır kapısını çalmadığı o eve.
Bankta yaşlı bir kadın oturuyordu. Kucağında içi elma dolu bir file, ayağında yün çoraplar. Kemal’e baktı, sonra iskelenin saatine.
“Kaçırma oğlum,” dedi. “Bu son vapur.”
Kemal gülümsedi. “Belki kaçırmak istiyorumdur teyze.”
Kadın bir elma çıkardı filesinden, eteğine silip uzattı. “Ben de bir zaman kaçırmak istemiştim,” dedi. “Kocamın cenazesine gitmeyecektim. Kırgındım ona. Sonra son vapura bindim, yetiştim. İyi ki yetiştim. Kırgınlık geçiyor da, gitmemek geçmiyor.”
Vapurun düdüğü öttü. Kemal elmayı aldı, bir ısırık aldı. Ekşiydi, tam çocukluğundaki gibi. Turnikeden geçti, iskelenin tahtaları ayaklarının altında gıcırdadı.
Güverteye çıktığında döndü, bankın boş olduğunu gördü. Kadın gitmişti; yalnızca bir elma kalmıştı tahtanın üzerinde, ay ışığında parlayan.
Vapur kıyıdan ayrılırken Kemal telefonunu çıkardı ve on iki yıl sonra ilk kez o numarayı aradı.
