Saatçi Hilmi’nin Dükkânı
· 1 dk okuma
Çarşının arka sokağında, bir lokanta ile bir kırtasiyenin arasına sıkışmış daracık bir dükkândı. Camında solmuş harflerle “Hilmi Saat Tamiri” yazıyordu. İçeri girenler önce tiktakların kalabalığına şaşırır, sonra duvardaki saatlerin hiçbirinin aynı vakti göstermediğini fark ederdi.
Ben de ilk girdiğimde sormuştum. “Usta, saatlerin hepsi bozuk mu?”
Hilmi Usta büyütecini alnına kaldırıp gülmüştü. “Bozuk değil evladım, hepsi doğru. Ama herkesin vakti başka.”
Sonra tek tek anlattı. Şu kapının yanındaki, emekli bir öğretmenindi; her sabah dersin başladığı saatte duruyordu. Şu tezgâhın üstündeki, bir aşçının; ekmeğin fırından çıktığı dakikayı gösteriyordu. Köşedeki küçük cep saati ise bir annenin; oğlunun doğduğu ana ayarlıydı ve kadın onu tamir ettirmeye değil, hiç değişmesin diye bakım yaptırmaya getiriyordu.
İnsanlar saatlerini düzelttirmeye değil, kendi zamanlarını korumaya getirir buraya.
Yıllar sonra çarşıdan geçtiğimde dükkânın kapalı olduğunu gördüm. Camda yeni bir kiralık ilanı vardı. İçeride, tozlu tezgâhın üzerinde yalnızca bir saat kalmıştı; durmuş, akrebi ve yelkovanı üst üste, tam on ikiyi gösteriyordu.
Kim bilir, belki de Hilmi Usta’nın vakti oydu.
